Perşembe, Eylül 24, 2020
Ana Sayfa Trafik Köşe yazısı / Emre Anamur: Gulaş, paprika, unicum ve Suzuki

Köşe yazısı / Emre Anamur: Gulaş, paprika, unicum ve Suzuki

Bayram tatilimi Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de geçirdim ve elbette gittiğim her yerde yaptığım gibi orada da sokaktaki araçları, trafiği, ulaşım altyapısını ve insanların yaya, yolcu ve/veya sürücü olarak nasıl davrandıklarını inceledim.

 

Ünlü otomobil tasarımcısı Murat Günak, kendisiyle yaptığım bir söyleşide söylemişti: “Otomobiller, bir şehrin manzarasını oluşturur”. Çok doğru bir söz bence. Macaristan yollarına hâkim olan eski püskü, kırık dökük ve ucuz otomobiller, yüksek tavanlı ve mimari açıdan da muhteşem bir görünüm sunan işlemeli ve heykelli binaları gölgede bırakıyor. Budapeşte’de beş gün boyunca bir tane bile Porsche, Ferrari, Lamborghini ve Range Rover görmedim. Gördüğüm tek Bentley Alman, tek Audi Q7 Avusturya, tek Mercedes-Benz S Sınıfı ise Fransız plakalıydı. Sokaklara hakim olan marka ise bir Japon: Suzuki. Bunun nedeni ise çok açık. Suzuki, Macaristan’ın Estergon şehrindeki fabrikada 1991’den bu yana üretim yapıyor. 2010 rakamlarına göre Macaristan’da üretilen toplam otomobil sayısı 274.380 adetken, bu üretimin 148.027 adedi Suzuki modellerine ait.

 

Macaristan’da Suzuki’nin haricinde Opel (57.860 adet), Fiat (29.952 adet) ve Audi (38.541 adet) üretim yapıyor. Zaten Suzuki’nin yanı sıra Opel ve Fiat modelleri de Magyar (Macar) Suzuki şirketi tarafından üretiliyor. Ülkenin 2010 yılında gerçekleşen iç pazar satışı ise 198.456 adet. Elbette bu toplam satışın çok büyük bir adedi, bir nevi “yerli” diye bakılan Suzuki modellerinden oluşuyor.

 

Budapeşte’de sokaklar çok düzenli, kaldırımlar tertemiz, yollardaki asfalt pürüzsüz. İnsanlar hem yaya hem yolcu hem de sürücüyken kurallara uyuyorlar. Beş gün boyunca tek bir korna sesi duymamak insana huzur veriyor. Yayalar, olması gerektiği gibi, her zaman öncelikli. Karşıdan karşıya geçmeye niyet ettiğinizde araçlar hemen durup yol veriyor. Metro, tramvay, otobüs ve tren ağından oluşan toplu taşıma sistemi hem ucuz hem de çok etkin çalışıyor. Ama modern metro ve tramvay vagonlarının yanında çok demode kalan Macar malı Ikarus otobüsler (İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin gözbebeği), tıpkı İstanbul’daki gibi, sürücü her gaz verişinde egzozdan sanki kömürle çalışan bir fabrikanın bacası gibi sokağa zehir pompalıyor.

 

“Macaristan’ın nesi meşhur?” sorusunun cevabı net: Bir tür et yahnisi olan gulaş (Yerine göre çorba ya da ana yemek olarak tercih edilebiliyor), bizdeki kırmızı pul biberin biraz daha acısı olan paprika, genelde yemekten sonra içilen ve ağır Macar yemeklerini sindirmeye yarayan unicum likörü (40 bitkiden yapılıyormuş ve formülü Zwack ailesinde saklı) ve kendisine Macaristan’ı merkez edinmiş Japon üretici Suzuki’nin eski-yeni modelleri. Ve elbette az önce bahsettiğim Ikarus otobüsler. Gulaşı yedim, unicum’u içtim, paprikayı yemeklerime serptim ve sıra Suzuki’ye geldi… Çok şükür otomobilden anlıyorum… Hayır, onu almayayım…

1 YORUM

  1. Öncelikle tatil yaparken bile işini yaptığın için seni tebrik ediyorum kardeş. İstatislik ve yorumların çok doğru! Türkiye’de otomobil satın almanın ne olduğunu bilmeden hareket ediyoruz. İhtiyaca göre değil, komşuya hava yapmak için otomobil alan bir milletiz. Korna ya da şerit ihlali v.s. gibi trafik kurallarının Türkiye’de olduğunu sanırım biz göremeyiz. Çocuklarımız görür mü onu da bilmiyorum. Bunda devletin payı büyük. Çünkü ehliyet denilen belgeyi almak o kadar kolay ki. Bu ayki editör yazımda da yazmıştım. Tekrar bir sınav yapılsa ve bu sınavda uygulamalı olarak ehliyet sahipleri direksiyona oturtulsa %85’i ehliyet alamaz. Maalesef böyle bir ülkede yaşıyor ve böyle bir ülkeye otomobil dergisi yapıyoruz. Burada bizlere de iş düşüyor sanırım. Çünkü otomobil markalarının da bu konularda çok fazla çalışması yok. Amaç sadece satmak!
    Güzel analizin için tekrar tebrik ederim…
    sevgiler, başarılar..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

 

Kategoriler