Çarşamba, Eylül 23, 2020
Ana Sayfa Diğer Köşe yazısı: Emre Anamur - İstanbul’un kar kaosu

Köşe yazısı: Emre Anamur – İstanbul’un kar kaosu

20 Aralık 2012 Perşembe günü İstanbul’a kar yağdı. Tıpkı dünyadaki bütün şehirlere yağabileceği gibi, İstanbul’a da kar yağdı. Ama gerek belediyecilik hizmetlerinin eksikliği, gerek sürücü ve yayaların kar koşullarına alışık ve hazırlıklı olmamaları, gerek motorlu taşıtların yeterli donanıma sahip olmaması, gerekse altyapı yetersizlikleri nedeniyle kar yağışı şehre bir kabus gibi çöktü. Sosyal medyada, Maya Takvimi’nde gösterilen kıyamet gününün İstanbul’a bir gün önce geldiği esprileri bile yapıldı. Bu yazımda sizlerle, 20 Aralık günü elde ettiğim gözlemleri paylaşmak istiyorum.

Belediyecilik anlayışı, seçimden seçime oy istemekten ibaret

20 Aralık günü, o günkü iş programım nedeniyle, kış lastiği takılı iki tekerlekten çekişli standart bir araçla, İstanbul’da üç farklı belediyenin (Eyüp, Beşiktaş ve Ümraniye) sınırları içerisinde yolculuk yaptım. Üzülerek gördüm ki, bu belediyelerin hiçbirinin ve dolayısıyla da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin acil bir müdahale için gerekli altyapısı, koordinasyonu ve hızlı karar alma becerisi yoktu. Meteorolojinin önceden yaptığı “kar geliyor” uyarısına karşın yüzlerce kaza olması engellenemedi, bir o kadar aracın da yolda kalmasına engel olunamadı. İnanılacak gibi değil ama şehir merkezinin bazı ilçelerle bağlantısı bile kesildi. Eğer kar yağışı öncesinde alarm durumuna geçilseydi, kar yağışı başlar başlamaz kararlı bir şekilde tuzlama ve solüsyon dökme işlemi yapılsaydı, kış lastiği takılı olmayan araçlar Emniyet Müdürlüğü ekipleriyle koordineli bir şekilde trafikten ayıklansaydı, yaşanan kaosun 10’da 1’ini bile görmezdik. İnsanlar perişan olduktan, kaos sona erdikten sonra yapılan açıklamalar, komik olmaktan öteye geçmedi benim için.

Sürücüler eğitimsiz, bilinçsiz ve bencil

Peki tek sorumlu belediyeler mi? Elbette hayır. Gözlemlerime göre İstanbullu sürücüler eğitimsiz, bilinçsiz ve bencil. Önümdeki rampayı çıkmakta zorlanan, 5 dakika debelendikten sonra Porsche Cayenne’inden inen sürücü, arkasında beklemekte olan bana “Araba gitmiyor” dediğinde ona şu cevabı verdim: “Sizin ayaklarınızda bot var ama ona terlik giydirmişsiniz”. Aracınız ne olursa olsun (pahalı-ucuz, büyük-küçük, yerli-yabancı, 4×4-4×2, önden çekişli-arkadan itişli vb.), yere temas ettiği tek noktası lastiklerdir. Hatta lastiklerin de yere temas ettiği alan (footprint) yaklaşık bir A4 kağıdı kadardır ve lastiğin zemine uygunluğu-kalitesi ne kadar yüksekse o kadar güvenli ve sorunsuz bir yolculuk yaparsınız. Kış koşullarında sokağa terlikle çıkarsanız, başınıza gelecek iki şey üşümek ve düşmek olacaktır. Tıpkı yazın botla yürürken terleyeceğiniz ve rahatsız olacağınız gibi.

Kaputa otur, gaza bas

20 Aralık’ta trafiği kaosa çeviren etkenlerden biri de, kış lastiği ya da dört mevsim lastik bulunmayan araçların yolda debelenmeye başlaması ve diğer sürücülere geçiş alanı bırakmamalarıydı. Bu durum benim önümde de yaşandı ve diğer sürücüler araçlarından inip, yolda kalan yaz lastikli araçlara yardım etmeye (itmeye, kaputa oturup gaz verdirtmeye, lastik altına paspas koymaya vb.) çalıştılar. Ben de olanları hayretle ve sinirle seyrettim. Böyle bir şey medeni bir ülkede olsa o kişiler polise şikayet edilirdi ve yüksek cezalara maruz kalırlardı diye düşünüyorum. Belki başka ülkelerde, o bilinçsiz sürücüler, geçişlerini engelledikleri sürücüler tarafından dövülebilirlerdi bile. Kuzey Avrupa ülkelerinde aldığım onlarca “kar ve buz üstünde sürüş” eğitimlerinden de faydalanarak, yolda kalan araçların arasından slalom yaparak geçmek ve evime ulaşmak ilginç bir duyguydu.

Klima kullanımı bile önemli

Gözlemlediğim konulardan biri de, sürücülerin araçlarını tanımamaları ve klima kullanmayı bile bilmemeleriydi. Trafikteki otomobillerin neredeyse yüzde 90’ında, sürücü önündeki yolu bile zor görüyordu. “Neden” diye soracak olursanız cevabı şu: Birçok aracın neredeyse tüm camları buğu yapmıştı. Yani kimse sağını-solunu, önünü-arkasını doğru dürüst göremiyordu. Sürücülerin araçlarındaki bu küçük sorunu bile çözememelerine hayret ettim.

“Zemine uygun hız” ve “takip mesafesi” de ne ola ki?

İstanbullu kurt sürücüler, karlı havada dişleri çıkmış olacak ki, gazdan ayaklarını çekme zahmetini de göstermediler. Takip mesafesi mi dediniz? O da nedir ki? Ben kar üstünden temkinli bir şekilde, kış lastikli olmasına karşın aracımı düşük vites-yüksek devirde, frene basmayarak, tüm sürüşümü gaz ve şanzımanla ayarlayarak, ani direksiyon hareketlerinden kaçınarak yaparken, aynadan baktığımda dibimden gelen sürücülere şahit oldum. Keşke her biri için tek tek durup, araçtan inip, yanlarına gidip, bu konuları açıklayabilseydim. Kendimce bir taktikle, arka sis farlarımı yakıp söndürerek onları uyarmaya ve yavaşlamalarını sağlamaya çalıştım ama nafile!

Uzun lafın kısası, bu altyapı, bu belediyecilik anlayışı ve bu saygısız, eğitimsiz, bilinçsiz, bencil, cahil sürücüler var oldukça (ki hep var olacaklar bence) her kar yağdığında kaos yaşarız ve dünyanın en güzel görüntülerinden biri olan kar, İstanbul için hep bir çile olarak kalır. Deprem mi? Onu düşünmek bile istemiyorum.

Emre Anamur

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

 

Kategoriler