Günümüzde hemen hemen her otomotiv üreticisi, şarj edilen pillerin desteklediği elektrik motorlarıyla çalışan otomobiller konusunda çeşitli prototiplere sahip ve bunlardan bazıları, kısa bir süre sonra seri üretime geçecek. Bu tür bir araç olan Mercedes-Benz Vito E-Cell’i, markanın genel merkezinin de bulunduğu Stuttgart’ta kullanma fırsatı bulduk.

Taşımacılık yeniden şekillenecek
Mercedes-Benz Vito; modern motor seçenekleri, geniş yükleme alanı, yüksek taşıma kapasitesi, bir ticari araç için son derece lüks olarak tanımlanabilecek kabini ve yüksek marka imajıyla zaten başarılı bir ticari araç. Yüzde 100 elektrikle çalışan Vito E-Cell ise, hem işletme giderlerinin düşürülmesi hem de çevreye en az zararın verilmesi konularında sektöre yepyeni bir bakış açısı getiriyor. Kullanımda sıfır emisyona (şarj edilirken, kullanılan elektrik nedeniyle salınım var) sahip olan Vito E-Cell; Londra, Berlin, Roma gibi şehirlerde her geçen gün arttırılan katı emisyon kurallarına uyması, şehir merkezlerine ücretsiz olarak girebilmesi ve ücretsiz park yeri teşviklerinden yararlanabilmesi bakımından öne çıkıyor.
Bu yıl 100, 2011’de 2000 adet üretilecek
Mercedes-Benz Vito E-Cell, bu yıl sona ermeden 100 adet üretilip yollara çıkarılacak. 2011 yılı için planlanan üretim ise 2000 adet. Zaten 2020 yılında Almanya karayollarında 1 milyon adet elektrikli otomobil olacağı öngörülüyor. Bu modelle hedeflenen pazarların başında, elbette ilk başta anavatan Almanya geliyor. Diğer ülkeler ise Danimarka, Fransa, İngiltere, Hollanda, İsveç ve İspanya.

Avrupalı günde 50-80 km yol yapıyor
Fosil yakıt kullanan bir otomobille yol yaparken, yakıtınız bittiğinde bir akaryakıt istasyonuna girer, yakıtınızı alır ve yola devam edersiniz. Elektrikli araçlarda ise durum biraz farklı: Şarjınız bittiğinde pilleri yeniden şarj etmeniz gerekiyor ki bu işlem, kullandığınız elektrik akımına göre 4-8 saat arasında sürebiliyor (Vito E-Cell’de bu süre 380-400 volt ile 6 saat, 230 volt ile 12 saat). Kısacası yola devam edemiyorsunuz (Bu nedenle, Renault-Nissan’ın elektrikli araçları için istasyonda kısa sürede pil değiştirip yola devam etme projesi geliştirilmiş durumda, ama bu proje henüz sadece düşünce aşamasında). Yani aracın tam dolu pillerle sunduğu menzil önem kazanıyor. Yapılan araştırmalara göre, Avrupalı bir sürücü günde ortalama 50-80 km yol yapıyor. Vito E-Cell’in sunduğu menzil ise 130 km. Mercedes-Benz yetkilileri de, bu bilgiye dayanarak, bu vanın tam dolu pillerle günlük ihtiyacı karşılayabileceğini belirtiyorlar. Peki, bu aracın sahibi pilleri nerede şarj edecek? O konuda da altyapı çalışmaları başlamış durumda ve şarj istasyonları inşa ediliyor. 2015 yılında Batı Avrupa’da toplam 50.000 şarj istasyonu bulunacağı tahmin ediliyor.

80 km/s maksimum hıza sahip
Mercedes-Benz Vito E-Cell, 3050 kg boş ağırlığa sahip. Aracın yükleme kapasitesi ise hayli yüksek: Yaklaşık 900 kg. Vito E-Cell’de yer alan lityum-iyon piller, aracın alt kısmını boydan boya kaplıyor. 16 modülün içinde yer alan 192 hücreden oluşan batarya grubunun toplam kapasitesi 36 kW/saat. Otomobilin elektrik motoru, devamlı 60 kW güce (maksimum 70 kW’ye çıkıyor) ve 0 d/d’den itibaren 280 Nm torka sahip. Bu motor, Vito E-Cell’e 80 km/s’lik maksimum hız sağlıyor. Frenleme sırasında oluşan güç, elektrik enerjisine çevrilerek bataryaları şarj etmekte kullanılıyor. Otomobilin önemli bir özelliği de, diğer Vito modellerinden farklı olarak önden çekişli olması. Bunun nedeni ise, piller için yer kazanmak olarak açıklanıyor. Ancak Vito E-Cell’in süspansiyon sistemi, Vito 4x4’ten alınmış.
Stuttgart’ta kullandık
Kısa bir süre sonra seri üretime geçecek olan Vito E-Cell’i, henüz prototip aşamasındayken test etme fırsatımız oldu. Üretimden önceki son prototipler resmi plakaya sahipti ve Stuttgart şehir içinde toplam 25 kilometre kullandık. Motoru çalıştırdığımızda ilk dikkat çeken, diğer elektrikli otomobiller gibi hiçbir ses çıkmamasıydı. 1 ileri otomatik şanzımanı D konumuna getirip gaza bastığımızda ise, İstanbul metrosundaki vagonların istasyondan kalkış anında çıkardıkları sese benzer bir ıslık duyarak ve içten yanmalı motorlarda alışık olmadığımız bir ivmeyle hızlanmaya başladık. Bunun nedeni, elektrik motorunda, maksimum torkun 0 d/d’den itibaren hizmete girmesi. Otomatik şanzımanda sadece 1 ileri kademe olduğu için herhangi bir vites değişimi yaşanmıyor. Bu nedenle herhangi bir sarsıntı da yok. Ancak yüksüzken bile 3000 kg ağırlığında olan aracın, yokuş yukarı kalkışlarda geri kaydırması, kalkış sırasında ya sol ayağınızı bir süre frende tutmanızı ya da el frenini kullanmanızı gerektiriyor. Ancak yetkililer, bu araç için yokuşta geri kaymayı önleyen “Hill Holder” sistemi üzerinde çalıştıklarını söylediler. Yetkililer, frenleme konusundaki sorumuza da, seri üretim versiyonunda daha kısa mesafede durmayı sağlayacak bir fren sistemi bulunacağını belirttiler. Aracın kabini, Mercedes-Benz kalitesini yansıtıyor. Rahat sürücü koltuğu, yüksek oturma konumu, büyük dış dikiz aynaları ve geniş görüş açıları, konforlu ve güvenli bir sürüş sağlıyor. İlk hızlanma ve ara hızlanmalar, yukarıda bahsettiğim nedenden ötürü çok başarılı. Araçtan hiç ses çıkmaması ise, yoldaki yaya ve hayvanlar için bir dezavantaj. Çünkü bir araç geldiğini ne yayalar fark ediyor ne de hayvanlar duyuyor. Bu nedenle yola ve kaldırımlara ekstra dikkat göstermek gerekiyor. Bazı elektrikli otomobil projelerinde, araca yapay bir ses verme düşüncesi var. Mercedes-Benz yetkilileri ise bu tür bir ihtiyaç bulunmadığını, bir süre sonra herkesin bu sessizliğe alışacağını ifade ediyorlar.

Hem çevreci hem cep dostu
Vito E-Cell, dizel motorlardan bile düşük yakıt gideriyle (şarj etmekte kullanılan elektrik enerjisi) kullanıcısını sevindirecek. Öte yandan, birçok Avrupa ülkesi bu tür çevreci araçlara vergi indirimi (hem ilk satın alışta hem de kullanım sırasında), ücretsiz park yeri gibi teşvikler getirmeye başladı bile. Bu teşviklerin artarak sürmesi bekleniyor. Ayrıca Vito E-Cell; Londra, Berlin, Roma gibi şehir merkezine girişte araçlardan belirli bir ücret alınan/alınacak şehirlerde de, elektrikli araçlara verilen/verilecek teşvik sayesinde bu parayı ödemeyerek kullanılabilecek. Gürültü yapmaması, kullanım sırasında hiç atık gaz salmaması da cabası. Çevreciler adına bu noktada tek dileğimiz; belki biraz aşırıya kaçmış olacağız ama, aracı şarj etmek için kullanılan elektrik enerjisinin de güneş ve/veya rüzgar santrallerinden elde edilmesi olabilir.
Yazı: Emre Anamur/Stuttgart-Almanya
Fotoğraflar: Mercedes-Benz Medya |